ALTIN BÜYÜME AÇIĞI PATLATTI

Türkiye’nin 2020 yılı gayri safi yurt içi hasıla (biz bundan sonra milli gelir diyeceğiz) verileri birçok açıdan ele alındı. Ancak dış denge anlamında büyümedeki seyir irdelenmedi. Türkiye geçen yıl 36 milyar 724 milyon dolarlık cari işlemler açığı verdi. Elde ettiği ekonomik büyüme yüzde 1.8 oldu. Kur artışı yüzünden dolar bazında milli gelir yüzde 5.74 küçülerek 717 milyar 49 milyon dolara düştü. Türkiye yıllık yüzde 0.9 büyüdüğü 2019 yılında ise 6 milyar 759 milyon dolarlık cari fazla vermişti.

İKİSİ DE İKİ KATINA ÇIKTI

Buna göre milli gelir büyümesini bir önceki yıla kıyasla iki katına çıkarmanın bedeli, cari dengedeki 43.4 milyar dolarlık bozulma oldu. 2019 yılında milli gelirin yüzde 0.88’i kadar cari fazla verilmişken 2020’de yüzde 5.12’si kadar cari açık oluştu. Elbette verileri altın etkisinden arındırmamız gerekiyor. Malum ithalat tarafından negatif stoklar kısmından ise pozitif etki yaparak milli gelir büyümesi üzerindeki etkisinin nötr olduğu ifade edilen altın ithalatını düşmemiz gerekiyor. Ticaret Bakanı Pekcan’ın açıklamasına göre geçen yıl 25.2 milyar dolarlık altın ithal edildi. Bu kalemdeki ithalata 2019’da 11.3 milyar dolar ödemişti. İlave 13.9 milyar dolarlık bir açık kalemi söz konusudur. İlginç bir şekilde büyüme de iki katına çıkıyor; altın ithalatı da. Cari dengenin ise olumsuz yönde 5 katlık bir bozulmaya uğradığı görülüyor. Şayet Türkiye 2019’daki kadar altın ithal etseydi milli gelirin yüzde 3.18’i kadar cari açık verecekti.

DIŞ KAYNAK GİRİŞİ DE KATLANDI AMA!

Geçen yıl milli gelirin yüzde 5.12’si düzeyindeki cari işlemler açığına karşın ülkeye milli gelirin yüzde 1.13’ü kadar (8.1 milyar dolar) finansman girişi oldu. Bu oran 2019’da yıl milli gelirin yüzde 0.66’sı (5 milyar dolar) kadardı. Buna göre 2020’de bütün o salgın paniğine rağmen 2019’dakinin iki katı finansman girişi sağlandı. Ancak bir fark var Türkiye 2019’da 6.7 milyar dolar cari fazla verdiği için gelen cüzi finansmanı da buna eklediğimizde 11.8 milyar dolarlık bir fazla meydana geliyor. Belirsiz kaynak giriş çıkışının izlendiği net hata noksandaki 5.4 milyar doları düştüğümüzde rezervlere 6.3 milyar dolar ekleniyor. 2020’de 36.7 milyar dolarlık açığın finansmanı için 8.1 milyar dolar dış kaynak girişi oldu. Net hata noksanda gözlenen 3.2 milyar dolarlık çıkış buna ters yönde eşlik etti ve rezervlerde 31.8 milyar dolarlık azalma oldu. Milli gelirin yüzde 4.43’ü düzeyinde rezerv yakıldı.

SEASONS CAME AND CHANGED THE TİME

Türkiye ekonomisi 80 sonrası kuralsız serbestleşme ve 2001 sonrası uygulanan Derviş paketli IMF programı ile dış kaynağa bağımlı hale getirildi. İktisatçılar bunu iç tasarrufların yetersizliği olarak açıklıyorlar. İç tasarrufların yetersizliği; esasında tüketim ekonomisinin içselleştirilmesidir. 2000’lerin başındaki krizden çıktıktan sonra dış kaynak bulunabildiği sürece içeride kredi genişlemesi yoluyla ekonomik büyüme sağlandı. Dış kaynak akışına karşılık Cumhuriyetin kazanımları olan KİT’ler sermayeye rehin verildi. Küreseldeki ucuz finansman ortamı yabancı bankaların krediye aç Türkiye pazarından sağlayacakları yüksek karlara olan iştahını artırdı. Krediye boğulan Türkiye emekçi sınıfları ayağını yorganına göre uzatmayı unuttu. Yerleşik sermaye sınıfına ek olarak Ak Parti iktidarları döneminde azmanlaşan gayrimenkul kitlesi de bu kredi akışıyla palazlandıkça palazlandı. Fakat şarkıda söylediği gibi “Seasons came and changed the time.” Bir devir bitince dış kaynak akımlarına bağlı büyümesini sürdüren Türkiye ekonomisi son dört yıldır, 2000’li yıllar sonrası oluşan düzen açısından, ciddi bir anomali yaşamaya başladı.

YENİ MODEL VE YENİ SOSYETE

Prof. Dr. Bilsay Kuruç hocamızın deyişiyle KİT’lerin satılmasına, Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasına itiraz etmemiş bir kamu/toplum söz konusudur. Türkiye’deki verili sosyete 2000 sonrası kurulan düzenin eseridir ve ekonomiyi döviz kurlarından ibaret sanmaktadır. Ak Parti kendi döneminde serpilen bu sosyetenin arzularını karşılamak için ülkenin önce yedek sonra ana cephanesini harcamaya girişmiştir. 2016’daki hain FETÖ darbesi ile başlayan süreç, 2018 Ağustosu’ndaki Brunson soslu kur şoku ile sürmüş, 2020 salgın krizi sürecin üzerine tuz biber ekmiştir. Türkiye yaşadığı bu anomali döneminde bir yol ayrımına gelmiştir 2000’lerin başındaki “reformlar” artık işlemez haldedir. Hanehalkları da şirketler de kredi ile yaşamaya alışmıştır. Ancak bu kredi akışını sağlayacak mecal var mıdır? Sağlansa bile dış açık vermeye devam edecek ekonomik model yüzünden bir sonraki büyük krize milli gelirin yüzde kaçına varan döviz açığı ile yakalanılacak ve hangi bedel ödenecektir? Yoksa yeni bir model ve bu modelin sosyetesini oluşturmak mı lazımdır?

Hakkında Recep Erçin

Recep Erçin 1987’de Sakarya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamlayan Erçin, Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünü bitirdi. 2009-2010 döneminde ODA TV’de yazıları yayınlandı. 2012 Ağustos ayında Aydınlık Gazetesi’nde çalışmaya başlayan Erçin, Ekim 2012’den bu yana Aydınlık Gazetesi’nin ekonomi servisini yönetmektedir. Aydinlik.com.tr ve Gazete Ekonomi köşe yazarıdır. Recep Erçin, Cem TV, Artı 1 TV’de gazeteci arkadaşlarıyla Genç Ekonomi programını hazırlayıp sundu. 2016’da Kanal Ekonomi’de “Para Konuşur” adlı programı hazırlayıp sundu. 2017’den Ağustos 2019’a kadar Ulusal Kanal’da “Gündem Ekonomi” programını hazırlayıp sundu. 2020 Ocak - Eylül döneminde CemTV’de program arkadaşıyla birlikte EkoÇözüm programını hazırlayıp sundu. Erçin, Ekonomi Gazetecileri Derneği Yüksek İstişare Kurulu Genel Sekreteri, Türkiye Gazetecileri Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesidir. Erçin, Vatan Partisi Ekonomi Merkez Bürosu Kurucu Üyesi'dir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Asgari Ücret

Toplumdaki sıkıntıların kaynağı milli gelirin dağılımdaki bozukluktur. Üstelik az kazananlar çok, çok kazananlar az vergi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir