GELİŞEN VE YOKSUL ÜLKELER IMF’DEN UZAK DURUYOR

Batının önemli gazetelerinden birisi olan Financial Times Çin’in gelişen ve yoksul ülkelere sağladığı krediler konusunda bir kara propaganda yazısı yayınladı. Yazı kısa sürede sosyal medyada yayıldı. Yazı, borçlarını çevirmekte zorlanan ülkelere kredi sağlanmasında IMF’nin rakibi olarak Çin’in öne çıktığını ifade ediyor. Haberin detaylarında Çin’in gizlice onlarca milyar dolar ‘acil yardım’ kredisi sağlayarak IMF ile rekabet ettiği iddia ediliyor. Söz konusu haberin Çin’i karalamaya yönelik olduğu açıktır. Bilindiği gibi Batı medyası Çin’in sağladığı kredilerle ilgili uzun bir süreden beri kara propaganda faaliyeti yürütüyor. Yapılan haberlerin başka bir yönü daha var; Çin’den kredi alan veya almak isteyen ülkeler üstü kapalı olarak tehdit ediliyor. Bu eğilim özellikle Kuşak Yol Girişimi’nin uygulanmaya başladığı 2013’ün ardından yoğunlaştı. Peki, Çin gerçekten kredileri ‘borç tuzağına’ düşürmek için ve IMF’nin yaptığı gibi ülkeleri kontrol etmek için mi kullandırıyor? Önce bazı vakalara yakından bakalım.

BAYATLAYAN SRİ LANKA YALANI

Batı kara propagandasının en popüler başlıklarından birisi Çin’in Sri Lanka’ya sağladığı altyapı kredileri olmuştur. Sri Lanka’nın Hambantota limanı için sağlanan kredi ile birlikte ‘Sri Lanka’ya ipotek konulduğunu’ iddia eden haberler bunlardan birisidir. Oysa Çin daha önce Colombo limanı ile birlikte Sri Lanka’da çok sayıda altyapı yatırımına finansman sağlamıştı. Fakat Batı medyasının gizlemeye çalıştığı gerçek şudur; Çin’in sağladığı proje finansmanının toplam tutarı Sri Lanka’nın toplam borçlarının sadece yüzde 10’unu oluşturuyor. Kalan dış borçların yüzde 90’ı Çin dışındaki diğer ülkeler tarafından sağlanmış bulunuyor. Hambantota için sağlanan kredi sadece yatırım için değil aynı zamanda daha önce fahiş oranlarda alınmış olan kredi borcunu temizlemek için de kullanıldı. Yani ortada bir ‘borç tuzağı’ değil tam aksine borçtan kurtarma ve Sri Lanka’yı rahatlatan bir eylem gerçekleştirilmiş bulunuyor.

AFRİKA KITASI BATININ BORÇ TUZAĞINDA

Çin’in sağladığı altyapı kredilerine başka bir örneği Afrika kıtasından verebiliriz. Batı medyası sık sık Afrika kıtasının Çin tarafından borç tuzağına düşürüldüğü propagandasını yapıyor. Oysa Afrika kıtasının dış borçlarının sadece yüzde 12’si Çin’den sağlanmıştır. Buna karşılık Afrika kıtasının dış borcunun yüzde 35’i Batı devletleri, bankaları ve şirketlerinedir. Ayrıca Çin’in sağladığı kredilerin ortalama oranı yüzde 2,7, Batı kaynaklı kredilerin oranı ise yüzde 5’tir. Yani

Afrika kıtası en çok Batıya borçludur ve faiz yükü Çin’in sağladığı kredilerin maliyetinin iki katıdır. Bu tablo bize Afrika kıtasını ‘borç tuzağına’ çekenin Çin değil Batı ülkeleri olduğunu açık bir şekilde gösteriyor.

BORÇ ARAYANLAR IMF’Yİ İSTEMİYOR

Financial Times’ın yazısında dikkat çeken bir önemli nokta ise IMF’nin eski Baş Ekonomisti şimdi Oxford Economics’te görevli olan Gabriel Sterne’nin ifadesidir; ‘Artık borç ihtiyacı olan ülkeler IMF’nin kapısını çalmak istemiyor’. Zira son 40 yıl boyunca IMF’nin borç verdiği ülkelere dayattığı ‘şartlar’ bu ülkelerin ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldırdı, kamunun ekonomilerdeki ağırlığını azalttı, Batı ekonomilerine bağımlı hale getirdi ve sıcak para saldırılarına açık hale getirdi. Sıcak para ile doğrudan yatırımın birlikte bir ‘paket’ olarak sunulması o ülkelerin para birimini, sermaye piyasalarını ve reel sektörünü tehdit eden bir yapıya dönüştü. Gerek Latin Amerika gerek Asya borç krizleri sürecinde gördüğümüz bu olgu sıcak paranın gelişen ülke ekonomilerini (hatta gelişmiş kapitalist ekonomileri) tehdit eden bir hal aldı. Yaşanan bu tecrübeler gelişen ve yoksul ülkelerin IMF’ye çok temkinli yaklaşmalarını ve alternatif kaynaklara yönelmelerini sağlıyor. Financial Times’ın yazısında da ifade edildiği gibi IMF’ye karşı en güçlü alternatif Çin’dir. Çin’in sağladığı ucuz yatırım kredileri IMF’nin sağladığı ‘şartlı ve pahalı’ kredilerin yerini almaya başlamıştır. Çin’in sağladığı krediler Kuşak Yol Girişimi’nin felsefesine uygun olarak altyapı ve üretime yönelik projeleri desteklemiştir. Ülkelerin ekonomik ve siyasi yapısına müdahale eden açık veya gizli ‘şartlar ve anlaşmalar’ yapılmamıştır. Yani borç arayışında olan ülkelerin Çin’e yönelmesi tesadüfi değil kalıcıdır.

BORÇLULUK ORANI HESAPLAMALARI YANLIŞ

IMF ve Dünya Bankası gelişen ülkelerde borcun sürdürülebilirliğini hesaplarken belirli bir oran (borç/GSYİH oranı) kullanılıyor. Oysa borçlu ülkeleri sadece bu oranla sınıflandırmak bilimsel bir yaklaşım değildir. IMF ve Dünya Bankası bu oranı ortaya koyarken borcun nereye harcandığının ayrımını yapmıyor. Yapılan istatistik çalışmaları bize şunu gösteriyor; bir ülke eğer borcunu altyapı yatırımları için kullandıysa o ülkenin borcu orta ve uzun vadede azalıyor. Oysa tüketim ve diğer harcamalar için kullanılan borç tam tersi bir etki gösteriyor, zamanla borç kısır döngüsüne giriliyor. Altyapı yatırımları için kullanılan borç ayrımı yapıldığı zaman ‘net borç’ hesaplaması yapılabilir ve böylesi bir hesaplama yöntemi net borcu toplam borçtan daha az gösterecektir. Ve bir ülkenin ekonomisinin ne kadar sağlıklı olduğunu ‘net borç’ oranı daha açık bir şekilde gösterecektir. Yani IMF’nin yaptığı borç hesaplamaları yanlıştır ve gerçek

anlamda ekonomilerin ne kadar sağlıklı olup olmadığını ölçmekte yetersiz kalmaktadır. Neoliberal ekonomistlerin söz konusu borç/GSYİH oranına bakarak yaptığı analizlerin hatalı çıkmasının ve Türkiye ve Çin gibi üretim gücü yüksek ülkelerin güçlü büyümesine şaşkınlıkla izlemelerinin altında bu olgu yatmaktadır. Dolayısıyla Financial Times yazısında ifade edilen yüksek borç/GSYİH oranına dayalı ‘batış’ senaryoları bir kez daha boşa çıkmaya mahkûmdur.

CESARET VE KARARLILIK TÜRK EKONOMİSİNİ GÜÇLENDİRİR

Sonuç olarak, gerek hükümetin gerekse özel sektörün Çin ve Kuşak Yol Girişimi’ne ayrılmış olan trilyonlarca dolar büyüklüğündeki kaynaklara yönelmesinin zamanı gelmiştir. Zira ABD’nin CAATSA yaptırımları artacak Türkiye daha çok baskı altına alınacaktır. Geçen hafta içinde MIR kartlarının kullanımı ile ilgili yaşananlar bunun son örneğidir. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda keyfi yaptırımların ve tehditlerin dozunun artması muhtemeldir. Türkiye’ye yönelik askeri, siyasi ve ekonomik kuşatma bunu bize net olarak gösteriyor. Çin ve Rusya’nın benzer saldırılar karşısında gösterdikleri direnç tecrübeleri bize örnek teşkil etmektedir. Çin ve Rusya’nın tecrübelerinden yola çıkarak gerekli adımlar atılmalıdır. Hükümetin bir bütün olarak saldırılar karşısında tutarlı olarak durması ve karşılık vermesi hükümetin elini güçlendirecektir. Karamsar olmak ve tereddüt etmek için hiçbir neden yoktur; Türk devleti ve ekonomisi bu saldırıları kolaylıkla savuşturacak güce sahiptir.

Kaynakça; https://www.globaltimes.cn/page/202209/1275108.shtml

Hakkında Serhat Latifoğlu

Serhat Latifoğlu serbest fon yöneticisidir. Finans kariyerinin ilk 11 yılında Demir Yatırım, HSBC Yatırım, ADM, Gedik Yatırım, Tera Yatırım ve Meksa Yatırım’ın yurtiçi ve türev piyasalar bölümlerinde çalışmıştır. Söz konusu kurumların hemen hepsinde yurtiçi ve yurtdışı türev piyasalar bölümlerini kurmuştuır. Serhat Latifoğlu son 10 yıl içinde çeşitli amaçlarla fon ve şirketler kurmuş, yöneticiliğini yapmıştır. Bunlardan en önemlisi İsviçre’de kurulan ilk Türkiye türev arbitraj fonu olmuştur. Halen Görev Holding’te Finans Direktör Yardımcısıdır ve Londra’da kurduğu Versum Wealth isimli özel varlık fonunu yönetmektedir. Söz konusu varlık fonu çeşitli iş dallarında üretim yapan şirketlere destek olmaktadır ve Türkiye’de ilk 100’de bulunan bazı şirketlere hedging teknikleri konusunda danışmanlık yapmaktadır. Marmara Üniversitesi İİBF Maliye mezunudur ve Yale Üniversitesi Davranışsal Ekonomi Sertifikası başta olmak üzere çok sayıda profesyonel sertifika sahibidir. Halen İstanbul Üniversitesi’nde Kalkınma Ekonomisi Yüksek Lisans öğrencisidir. Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği’nde Genel Sayman’dır. Rumeli Türkleri Derneği/Rumeli Balkan Federasyonu, RUYİAD ve Karadeniz Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının yönetimi ve/veya kurullarında faaliyette bulunmuştur.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Asgari Ücret

Toplumdaki sıkıntıların kaynağı milli gelirin dağılımdaki bozukluktur. Üstelik az kazananlar çok, çok kazananlar az vergi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir